Aynı anda kafamda dönen çok fazla hikaye, anı var. Sahi ben büyük bayram sofralarıyla büyümüş bir kızım. Bazen 30 kişi olurduk, masanın bir ucu diğer ucundan görünmezdi. Anneannem, babaannem veya akrabalarım o bayram kimdeysek en özenli sofralar hazırlanırdı her zaman. 

Marianna Yerasimos’un İstanbullu Rum Bir Ailenin Mutfak Serüveni’ni kendisinden de dinleyince daha da fark ettim: Görmezden geldiğim bütün ailemin yemek kültürü benim kanımda, içimde. 

Ben pişirmem belki ama pırasa köftesine bayılırım, ben pişirmem ama armiko de tomat benim en sevdiğim yemeklerden biri. Kabağı ancak sotelerim belki ama kabak böreğine bayılırım. Kesme şekeri soframa koymam ama şeker eklenmiş tatlı mı tatlı sebzelere bayılırım. Büyükannelerimizden annelerimize onlardan da bizlere uzanan zengin mi zengin bir yemek kültür var. Son birkaç aydır kafamda dönüyor tüm bu düşünceler, bir taraftan da büyük bir heyecanla tabii. Soru belli: Bu tarifler büyüklerime bir şey olduğunda nereye gidecek? 

Anneannemden yola çıktım sonra. Domatesli pilavı dünyanın en basit yemeği aslında. Halbuki anısı mı, elinin ayarı mı bilmem en güzelini o yapar işte. Tarifi önümde yaptı, ekstra hiçbir şey yok bilmediğim. İşte yine de o anneanne pilavı başka oluyor. Biliyorum ki her yediğimde çocukken Altınoluk’ta kumsalda oturmuş bir kız çocuğu halimle Carte D’or kabına doldurulmuş o domatesli pilav çıkıyor karşıma. Yanında da salatalık. İnanır mısınız? Dedem bayılırdı bu ikiliye. Bir de hala benim için tatlı kaşığıyla sıcacık pilavı yemek ne diyeyim en büyük zevklerden biri.

Ya babaannem. Neredeyse hasta yatağında her cuma akşamı tüm aileyi evine toplayan koca yürekli kadın. Her düşündüğümde içimde bir burukluk olur. “O börekleri, o kıymalı kocaman filikazların nasıl olur da tarifini alamadım?” Sahi insanın aklına belki geç geliyor böyle şeyler, kaybedince bir an gözleri arıyor insanın. Nerede bu börekler?  

Bugün dönüp baktığımda kendi evimde geleneksel yemeklerimize belki rastlamıyorum ama bir aile büyüğüm yollarsa mest oluyorum. İstesek de istemesek de zaten içselleştirerek büyüyoruz. Ben bu mutluluğu içimde köklere dönüş olarak tanımlıyorum. İçimde bir yerlerde hissediyorum: Benim sofram, arkadaşımın sofrası fark etmez bu yemeklerin kaybolmasını istemiyorum.

İşte bu yüzden “#Mutfaktabiraç Köklere Dönüş” projesiyle hem anneannemin hem de farklı etnik kökenli kadınların mutfaklarına girerek onları izleyip, onlarla beraber pişirip genç nesillerin rahatlıkla yapabileceği tarifleri topluyorum. Fazlasıyla test edilmiş, torunları, çocukları ve sevenleri tarafından onaylanmış bu tarifleri onların ailelerinden çıkarıp büyütmek ne de güzel! 

Şimdiden elinize sağlık, afiyet olsun! 

CategoriesGenel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir