Sofrada, yemekte tuz eksik olur mu? Her yemeğin vazgeçilmez tatlandırıcısı tuz üzerine hiç düşünmüş müydünüz? 

Pisagor’un deyişiyle: tuz en saf anne babadan doğar: Deniz ve Güneş. Tuz, Latince salus (selamet) ve salubritas (sağlık) sözcükleri sal ( tuz) sözcüğünden türemiş. Tuzun izini sürdüğümüzde tarih öncesi dönemlerde kaybolabiliriz. Tuz, tanrılara adanmış. Antik Yunan’da misafire tuz ekmek ikramı konukseverliğin kutsallığını temsil edermiş. Şimdi sofralardan yemeklerden eksik olmayan tuz o kadar değerliymiş ki!  Bir masal vardır: Babaları çok hastayken mirasını bırakacağı çocuğunu seçmek için onlara kendisini ne kadar sevdiklerini sorar. Biri “babacım seni tuz kadar seviyorum.” der. Önce bunu anlamayıp üzülen kral, seneler sonra tuzsuz bir yemek yediğinde çocuğuna hak verir. Ne demişler: Yemekte tuz olmazsa en iyi yemek bile lezzetli değildir.

Karabiber ise özellikle orta çağın sembollerinden biri hatta yeni çağa geçişte bir katalizör görevinde diyebiliriz. Sonuçta Kolomb yola çıktığında kimsenin Amerika keşfetmesi gibi bir niyeti yoktu; amaç baharat diyarı Hindistan’a giden bir deniz yolu bulmaktı.

Orta çağda Batı’da değerli eşya gibi koleksiyonu yapıldığı, soyluluğun sembolü olan baharatlara biraz daha yakından baktığımızda ilk karabiber çıkıyor karşımıza. Özellikle Doğu’dan ithal edilen baharatların başında gelen karabiberin cennetin yakınlarında bir ovada yetiştirildiği düşünülürmüş. Kokusuyla cenneti getirdiğine inanılırmış. Egemen sınıfın bolca tükettiği bu baharatlar hem gösteriş hem de cennet ve dünya arasında köprü görevi görürmüş.  Aynı zamanda güç sembolü de olan karabiber krallar arasında hediye alışverişinde de kullanılırmış. 

Nereden nereye değil mi? 

Kaynakça: Schivelbusch, Wolfgang. Keyif Verici Maddelerin Tarihi Cennet , Tat ve Mantık. Çev., Zehra Aksu Yılmazer. İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınevi, 2018.

CategoriesGenel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir